Sinemadan Çıkmış İnsan

Refik Halid ve Yusuf Atılgan Sinemadan Birlikte Çıkarsa

Refik Halid on yaşındayken 1898’de Şehzadebaşı’nda Fevziye Kıraathanesi’nde izlediği ilk fimleri, sinemanın içini ve sonrasını titreşimlere kulak kesilerek anlatıyor. Ne çok titreme, kasılma, titreşim var:

“İçeri girenler baktılar ki Katip Salihin ramazan geceleri kibar müşteriler için Karagöz oynattığı yere bir beyaz perde gerilmiş.
Bekleştiler.
Havagazı lambaları birer birer, muslukları kısılarak, söndürüldü. Ala! Tıpkı Karagöz gibi demek canlı fotoğraf da karanlıkta oynayacak.
Kulakları rahatsız eden bir makine sesi, bir ışık …
Amma Karagözdeki gibi perde arkasından değil, önden, yukarıdaki bir delikten vuruyor … «Tıkır tıkır! Tıkır tıkır!» perdede bir sürü lekeler kaynaşmaktadır. Derken bir resim, resim amma duran kısmından değil, hem umumi heyetile oynayıp titriyor, hem de içinde görünenler …
İlk filimler gayet iyi hatırımda kalmıştır: Bir trenin istasyona gelişi. .. Bu ciddi filimdir. Komiği de vardır: Tahtakurularile yatağında boğuşan ve saplı süpürge ile bunları temizlemeğe çalışan entarili bir adam … Birincisine şaştık; ikincisine hem şaştık hem güldük. Lambalar tekrar yandı; fazla kısılıp ta sönenlerini de
meşaleli bir sopa ile yaktılar; aydınlığa kavuştuk. Gözlerimiz kamaşmıştır; yarı kör bir halde dışarıya çıkıyoruz. Amma sendeliyerek, deniz tutmasından sonraki bir yürü­yüşle!
Zira, (Canlı fotoğraf) , Yunanca ismine, yani hareketli fotoğrafa o zaman daha uygundu. Hatta hareketli değil, canlı değil, bu, sallanan, sarsılan, tirtir titriyen bir fotoğ­raftı; ispazmoza tutulmuş fotoğraf!
Kapıdan çıkanlara da o sallantı ve titreyiş sirayet etmişti. Hepimiz, gözlerimizi kırpıştırarak tintin, salına sarsıla bir acayip tarzda yürüyorduk. Yürüyüşümüze caddede bekliyen arabacılar la içeriye giremiyen parasız meraklılar hayretle bakıyorlardı. Düşününüz o zamanki ağır ağır, salına sasıla, vakarlı ve temkinli İstanbul Efendisi yürü­yüşünü, bir de bu frenk çırpınışını!! ”
( Deli, s. 84-85 )

Yusuf Atılgan ise Aylak Adam‘da “Sinemadan Çıkmış İnsan”ı şöyle anlatmıştı:

“Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir