Onat Kutlar: “Balyoz ve Özgürlük”

Onat Kutlar’ın 15 Ocak 1983’te yazdığı ve sonra Yeter ki Kararmasın‘da yer alan “Balyoz ve Özgürlük” yazısı, 70lerin devrimci gençlerinin ortalıktan çekilişi, görünmezleşmesi üzerine bir soruyla başlar ve bu soru Aleksandar Ilic’in Balyoz filmiyle buluşur:

“Bir şenlikte gösterdiğimiz «Balyoz» adlı kısa Yugoslav filmini hatırlıyor musunuz? Hani bir «civciv fabrikasını anlatan?
«Çağdaş» (!) yöntemlerle her gün binlerce civciv üreten bir işletmeyi gösterir bize film. Üzerinden binlerce civcivin geçtiği geniş bir bant’ın iki yanında «kapo»ları andıran seçici kadınlar durur ve «sağlam» civcivleri ayırırlar. «Bozuk», sakat ve ölü civcivler bantta bırakılır ve az ilerde yumurta kabuklarıyla karışık olarak bir büyük varile dökülürler. Bantın üzerinde sapsarı, birer küçük ışık yumağı gibi yavrular, yaşamak için titreyerek seçilmeyi beklerler. Birden bir kara civciv görünür aralarında. Sapasağlamdır ama «kurala uygun değil». Acımasız bir el iterek bant üzerinde bırakır onu. Yürüyen bant, civcivi uçuruma götürmektedir. Geriye doğru hızla koşar civciv. Kurtulmak için. Eller yeniden iter onu. «Sen kuralları bozuyorsun. Git…» Bu umutsuz çaba, küçük civciv yumurta kabukları ile birlikte varile düşünceye kadar sürer. Sonra üstüne, düzenli aralıklarla işleyen bir balyoz iner. Varilde çok yer kaplamasın diye.
Filmin sonu umutsuz değil. Avluda, arabalara yüklenmek için bekletilen varillerden birinde kimsenin farketmediği bir kıpırtı. Kara civciv, yumurta kabuklarının arasından başını çıkarır. Atlar varilden ve güneşe uzanan aydınlık bir yolda koşmaya başlar. Düş mü gerçek mi, kim bilir?
Filmin yönetmeni A. İliç’le tanışmak, dost olmak fırsatını buldum. Sakin, ağırbaşlı, orta yaşlı bir sanatçıydı. İlk sorum şu oldu: «Kara civcivin, bant üzerinde itilerek bırakılınca, geriye doğru koşup kurtulmaya çalışmasını nasıl sağladınız?» Gülerek yüzüme baktı: «Civcivler de sıcaklığa ve sevgiye doğru koşarlar » dedi. «Kara civciv bantın üstüne gelince, filmde göstermediğimiz kısa bir sürede, seçici kadınlardan biri onu sıcak avucunda bir an tutarak okşadı. Sonra onu bıraktığında, bantta eliyle ittiğinde, gene de koşup durdu bu dost sandığı sıcaklığa civciv. Civcivi aldatmak zorunda kaldığımız için üzüntü duyuyorum. Ama ne yapalım seyirciye istediğimiz mesajı vermek
için hile yapmak zorundaydık. Aynca küçükler ne kadar kolay aldanıyorlar…»
Yönetmen A. İliç’le, Sıraselviler’de bir lokantada uzun uzun konuştuk o akşam. Bizim «kelaynak kuşları» ile de ilgilendi. Çünkü kuşlar, uzmanlık alanıydı onun. Söyleşirken birden yıllar önceye gitti kafamdaki çağrışımlar.
Krakow Kısa Film Şenliğinde gene kuşlarla ilgili bir belgesel seyretmiştim. Bir korulukta, tirolien şapkalı, buz suratlı bir avcı, bir teknisyenin titizliği ile sakalara, isketelere tuzak kuruyor, küçük kuşları yakalayarak büyük bir kafese kapatıyordu. Film, yakalanan kuşlardan birinin kafes içindeki gerçek öyküsüydü. Acaba Bay İliç, «Özgürlük» adını taşıyan bu belgeseli görmüş müydü? Yönetmen gene gülümsedi. «O filmi ben yaptım» dedi. Neyse, niyetim sizlere filmler anlatmak değildi. Sokaklarda, arabalarda, gece kulüplerinde ve diskotek kapılarında, lüks semtlerin sinemalarında giysileri, tavırları, gülüşleri sizlere benzemeyen bir sürü genç insanla karşılaşıyorum. Özellikle benim sık sık gittiğim sinemalarda. Ama sizleri göremiyorum. Filmleri ve yeryüzünü doğru dürüst tartıştığımız yok. Ne oldu size? Nerdesiniz?.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir